Acımak için insan olmak yeter


Bu depremde de öncekilerde olduğu gibi dini cehaletten kaynaklanan yorumlar oldu. Bazı çevrelerin İzmir'e yüklediği -menfi anlamdan- yola çıkarak yorumlar yapıldı. Depremle insanların hayat tarzı arasında ilişki kurulmaya çalışıldı.

Bu, en hafif tabirle ahlaksızlıktır. Hepimizin içini kanatan İzmirlinin acılarına tuz biber ekmektir. Hiç bir tabiat olayının -insanın güç kapasitesi içinde olanlar hariç- insan davranışları ile alakası yoktur. Peygamber efendimizin oğlu vefat ettiğinde güneş tutulmuş, bunu oğlunun ölümüne hamledenlere; "Ey insanlar! Biliniz ki, güneş ve ay; Allah'ın kudret alâmetlerinden ikisidir. Bir kimsenin vefatı veya birinin hayatı sebebiyle tutulmazlar" demiştir.

Bunun anlamı tabiat olaylarının insanların günah veya sevaplarıyla izah edilemeyeceğidir. Bazı nasipsizlerin depremi zina ve içki ile özdeşleştirmeleri din diye inandıkları şeyin esasında dinle ilgisi olmadığını göstermektedir. Bu akıl dışı yorum doğru olsaydı, eşcinsel evliliklere cevaz veren, ahlaki çürümenin dip noktaya vardığı ülkelerin yerle bir olması gerekirdi. İnsanların çoğu, din diye kafalarında kurguladıkları şeye inanıyor.

Toplu felaketler karşısında insanlara acımak için aynı dinden aynı milliyetten olmaya gerek yok, insan olmak kafi. Biz felakete uğrayanlara önce insan yanımızla acırız, tabi eğer insani bir yanımız kalmışsa. Toprak altında çaresizce -Abi Beni bırakma- diye yalvaran bir çocuğa veya İmdat, imdat diye bağıran bir genç kıza acımak için dini-siyasi aidiyet aramak en hafif tabirle insanlıktan çıkmaktır.Oysa din önce insanı insan yapmaya çalışır. Önemli olan o enkazın altında olanların kimliği veya kim oldukları değil, enkaz altında bulunuyor olmalarıdır.

Din, insanları merhametten, acımaktan uzaklaştırmaz. Bir yerde kalpsizlik, vicdansızlık, hatta bu tür olaylar karşısında belli belirsiz bir sevinç. varsa orada din de insanlıkta yoktur.

Bu olay, dini cehaletin hangi boyutlara vardığını, kinin din halini aldığını bir defa daha gözler önüne serdi. Din adına insanlığımızı kaybediyor, din adına düşmanlık üretiyoruz. Bu noktaya gelinmesinin belki de bir sebebi, durmadan düşmanlık üreten siyasi iklimdir.Çünkü dini siyasi aidiyet meselesi yapmak, o siyasete mesafeli olanları otomatik olarak çerçeve dışına itmektir.

Geçmişte çok çirkin yakıştırmalar yapıldı, İzmir'in siyasi tercihlerinden hareketle haksız, mesnetsiz iftiralar atıldı, bugün din adına yapılan akıl dışı yorumların arkasında da o propagandaların büyük tesiri var. İzmir, milli mücadelede ilk ve son kurşunun atıldığı yerdir.Her şehrimiz kadar aziz, her şehrimiz kadar değerlidir. Şehirleri şu veya bu şekilde tefrik etmek, ayırmak Türkiye'yi ayırmaktır.

Bir defa daha görüldü ki, en büyük sorunlarımızdan biri dini cehalettir. Dini, siyasi ikbal aracı haline getirenlerin en büyük malzemesi budur, dini cehalete hitap ediyor, dini cehaleti kullanıyorlar. Dini cehaletten kurtulmuş, dini doğru öğrenip, doğru kavramış bir topluluğu din siyaseti ile yönlendirmek kolay değildir.Halbuki, dini cehaleti maniple etmek, kışkırtmak, kolaydır. Onun için dini, siyaset pazarlamasının aracı haline getirenler dini cehaletin, dini bir aydınlanmaya dönüşmesini istemezler. Yönlendirebilecekleri bir din anlayışını, yönlendiremeyecekleri bir din anlayışına tercih ederler.

Düşmanlık, merhametsizlik, acımasızlık ve tefrika üreten bir din anlayışı sakat ve bizzat dinin kendisine mugayirdir.Aynı şey fikirler, ideolojiler için de geçerlidir. Bu coğrafyanın insanlarını hasımlaştıran, kutuplaştıran, birbirinin felaketine sevindiren hiç bir din ve ideolojik algı biçimi doğru değildir.İnsanların ve toplumların huzur ve selameti için inen dini, onun felaketi için kullananlar en büyük ihaneti İslam'a, en büyük kötülüğü de bu millete yapmaktadırlar.

irfannsonmez@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
26Kas

Ucuz milliyetçilik

22Kas
19Kas
16Kas

Dil Kabileciliği

07Kas