İslamcı Siyaset Mi, Yoksa Müslümanların İdaresi Mi ?


Herhalde uzun yıllardır / asırlardır bu mevzu tartışılıyor. Bugün yine bütün ağırlığıyla gündemimizde oturmuş vaziyette. 

İktidara muhalif kesimler iktidarı ‘Siyasal İslamcı’ olarak niteliyorlar. İşin paradoksal tarafı da şu; iktidar bu suçlamaya itiraz etmiyor, tam aksi memnun gibi görünüyor. Toplumun büyük çoğunluğu ‘Siyasal İslam’ kavramının ne manaya geldiğini de bilmiyor. Aslında bu kavramı kullananların pek çoğu da anlam üzerinde ortaklaşamıyorlar. İslam’a muhalif kesimler genelde, eskiden ‘irtica, gerici’ yaftalarına karşılık olarak kullanıyorlar. İktidarın gayri insani, gayri hukuki politikalarını, uygulamalarını bahane ederek ‘İslam’ı, şiarlarını ve onun müntesiplerini toplum nezdinde itibarsızlaştırmak...’

İslami mahalle mukimlerinden de iktidarı bu yakıştırma ile suçlayanlar var. Onlar da dini alanın siyasetten arındırılması; dini toplulukların siyasete mesafeli durmaları görüşündeler. Güncel siyasette ‘dini’ içerikli söylemin hem dine ve hem de dindar muhite zarar verdiği tezini savunuyorlar.

Şimdi kendi kanaatimi ifade ediyorum; 

Bir defa her vesileyle ifade ettiğim gibi Ak Parti iktidarının söylem ve icraatlarından hareketle iktidara ‘Siyasal İslamcı’ demek her ne maksatla olursa olsun ‘İslam’a haksızlıktır. Yan yana gelmesi imkansız gibi olan bir yakıştırma her şeyden önce Allah’ın dini olan İslam’ın adaletine haksızlıktır. Bir defa ‘Siyasal İslam / İslamcı Siyaset’ nitelemeleri sorunludur. Nesnel bir çerçeveden mahrumdur. Bu suçlamaları yapanlara sorulduğunda hiçbirinin birbirleriyle uyuşabilecek bir fikri izahları olamıyor. Aslında çoğunun kastı; dinin siyasetin bir aparatı / aracı olarak kullanılmasıdır. Elbette bu iddia sahipleri her zaman olabilir. Burada dini siyasete alet etmenin ismi ‘Siyasal İslam veya İslamcı Siyaset’ olamaz. Olsa olsa ‘din istismarı veya pazarlamacısı/simsarı’ olur. 

İyi niyetli muhalifler şunu hesaplayamıyorlar; ‘sizler iktidar uygulamalarından hareketle ‘Siyasal İslamcı’ nitelemesini yaptığınız zaman Anadolu’daki mütedeyyin insanların pek çoğu, ‘İyi işte İslam üzere siyaset yapıyorlar; neden gocunuyorsunuz bundan?’ diyorlar. Yani iktidarın hanesine artı olarak kayıt ediliyor.

Peki, bu yakıştırmalar esasta doğru nitelemeler mi? Bence hayır!.. Çünkü bir defa kendilerini böyle tanımlayan, iddia sahibi birileri de yok. Eskiden belki vardı ama bugün kendini bu kavramlar üzerinden niteleyenler veya tanımlayanlar yok. O halde neye göre İslamcı/Siyasal İslamcı veya değil?

O halde bunu nasıl aşacağız? Onun için diyorum ki, kavramlara takılıp altında kalmayalım; bunun tanımını doğru yapalım; Siyasetimizi din üzerinden tanımlamayalım. ‘İslamcı iktidar veya parti’ yerine,  ‘Müslümanların yönettiği devlet’ diyelim. İşte o zaman bir Müslüman idarecinin siyasetini sorgulayabiliriz. Bir müslümanın bir toplumu yönetirken Müslümanlığına yakışır yönetim kültürü ve ahlakının nasıl olması gerektiğini maddelendirebiliriz. 

Mesela neler?

Genel başlıkları itibariyle…

• Bir defa yüksek bir ahlak ve seciye sahibi olacak…

• Toplumun tüm kesimlerine adil ve dürüst olacak. İdaresi şeffaf olacak. Yönettiği toplumun her bir bireyi yönetimde ne oluyor, ne bitiyor bilme imkanına sahip olacak. İnsanlar, hiçbir kınamaya maruz kalma endişesi taşımadan yönetimi tenkit etme ve doğruyu önerme hakkına sahip olacaklar.

• Adil ve dürüst olacak. Halk ona tam bir itimat ile güven duyacak.

• Devletin mumu ile yöneticinin mumu ayırımı yapılacak; yani, helal ve harama riayet edecek; kamu imkanlarından kendisine tanınan tahsisatın ötesinde bir hak iddia etmeyecek ve yararlanmaya kalkışmayacak.

• Beraber çalışacağı insanlarda ehliyet, liyakat arayacak. Niyet ve eylem bazında en azami dikkati gösterecek.

• İlim ve ahlakı, iktidar gücünü kullanma kılavuzu/rehberi kılacak. Onun için de yönetimi ilgilendiren tüm hususlarda ilim ve ahlak sahiplerinden oluşacak ilmî kurulları/heyetleri olacak.

• Yapmaya niyetlendiği, düşündüğü tüm icraatlarını, toplumsal kesimlerin temsiliyetiyle kurulmuş olan istişare meclislerine götürecek ve çoğunluğun reyi ile kararlar alınacak; keyfi tutum ve davranış içerisine girmeyecek.

• Yasama, yürütme ve yargı, bugünkü modern dünyanın eriştiği “kuvvetler ayrılığı” prensibine uygun olarak işletilecek. Yargının bağımsızlığı tam bir teminat altına alınacak. Yasalar, başta yönetim erki olmak üzere herkesi bağlayacak.

• Ekonomiyi faiz belasından kurtarıp, üretim ekonomisine dönüştürüp adil bir gelir dağılımı sistemi kuracak. Haksız kazançların/edinimlerin önüne geçecek.

• Denge ve denetim mekanizmalarını en üst seviyede kurgulayacak ve işletecek. Öyle ki, tüyü bitmemiş yetimin hakkını ve hukukunu korumak için modern dünyanın da benimsediği ve uyguladığı denetim mekanizmalarını en güçlü bir şekilde ve eminlikte inşa edecek ve işletecek.

• Doğal/ekolojik dengeyi korumaya yönelik tüm tedbirleri 
alacak. Çünkü idareci sadece insanlardan sorumlu olmayacak; hükmettiği coğrafyadaki canlı ve cansız tüm varlıkların hukuklarını koruyacak; emniyet altına alacak. Fırat’ın kenarındaki koyunun hesabının da sorulacağı bir sorumluluğu taşıyacak.

• Şehir planlarını, kul haklarını gözeterek ve de halkın taleplerini dikkate alarak planlayacak, inşa edecek. Buna munzam olarak başta insan olmak üzere bütün canlı varlığın nefes alabileceği, ruhu sekineti sağlayabileceği bir şehir eko, sistemi planlayacak.

• Halkın can ve mal emniyetini güvence altına alacak; yani, insanlar hanelerinin ve iş yerlerinin kapılarını açık bırakacak kadar bir güven ve itimada sahip olacaklar.

• Dışarıdan gelecek saldırılara karşı yönettiği halkın emniyet ve güvenliğini sağlamaya yönelik tüm tedbirleri alacak.

• Yönettiği toplumu oluşturan sosyal ünitelerin din ve vicdan özgürlüğünü teminat ve koruma altına alacak. İnsanlar inandıkları/iman ettikleri inançlarını yaşamak ve yayma hürriyetine sahip olacak; onun gerekliliklerini rahatlıkla yerine getirebilecek ve o hürriyete sahip olabilecek.

Belki bunlara ilave edilecek daha başka hususlar…

İşti bir Müslüman idarecinin idaresinin ne kadar müslümanca olduğunu bu şablon üzerinden değerlendirebiliriz. Dininin kendisine yüklediği sorumluluğun idrakinde olup olmadığını ölçümleyip bir kanaat ifade edebiliriz.

Ne yazık ki, geniş muhafazakar camia bunlar yerine popülizme iltifat ediyorlar, teveccüh gösteriyorlar. Siyasetçi de halkın bu beklentisine karşılık veriyor. Kolay olanı zora tercih ediyor. Günahlarını, haramlarını popülizm üzerinden örtmeye çalışıyor. Daha çok camii, daha çok İmam Hatip Okulu, daha çok Kur’an Kursu yaptırmakla cevap veriyor. ‘Seçmene selamı!’ tercih ediyor. Siyasi olarak getirisi hemen olabileceğe yatırım yapıyor. Çünkü halk kısa zamanda getirisi olabilecek olana bakıyor.

Evet, ne yazık ki, halk da kumara meyyal; Bir özveride / fedakarlıkta bulunmadan kısa zamanda emellerine, cennete kavuşmayı hedefliyor. İşin fıtratı gereği bu kumarda da hep kaybeden oluyor.

irfannsonmez@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
02Ağs
31Tem

İslam ve Hilafet

26Tem

Lozan-Ayasofya

12Tem
10Tem

Etnik baroların önü açılıyor