Kim kazandı, kim kaybetti?


Uluslararası antlaşmalarda tek taraflı kazanç olmaz, herkes biraz kazanır biraz kaybeder. Aksi takdirde hiç bir görüşme anlaşma ile neticelenemez.

Türkiye, Soçi Mutabakatına dönülmesini, rejimin gözlem noktalarımızın gerisine çekilmesini istiyordu. Öyle ki CB Erdoğan bu olmadığı takdirde bunu kendi gücümüzle gerçekleştireceğimizi söylüyor, Şubat sonuna kadar Rejime ve tabi arkasındaki Rusya'ya süre veriyordu.

O süre dolmadan Rus uçakları onlarca askerimizi şehit etti. Bu, Esat ve Putin'in bu tehdide boyun bükmeyeceğinin ve savaşa hazır olduklarının ifadesiydi. Bu onur kırıcı saldırı bile -şehitler tepesi- boş değil edebiyati ile kutsallaştırılarak hazmedilir hale getirildi. Oysa savaşa şehit olmak için değil, kazanmak ve hayatta kalmak için gidilir. Ama savaşın tabiatında kaybetmek de vardır, düşmana mevzi vermemek, geri adım atmamak için de hayatını kaybedenler -şehitlik mertebesi- ile ödüllendirilir. Şehitlik savaşın gayesi değil, sonuçlarından biridir. Şehitliği gayeleştirmek askeri peşinen kaybetmeye hazırlamaktır.

Sonradan ölenlerle birlikte 38'i bulan şehitten sonra saray iktidarı Rusya ile mutabakat aramak zorunda kaldı. Suriye hava sahasını kullanamayan bir ordunun karada ne kadar güçlü olursa olsun böyle bir savaşı kazanma şansı yoktur. Bu şekilde devam edilmesi halinde daha büyük kayıpların olması mukadderdi. Dolayısıyla siyasi iktidarın mutabakat araması reel politiğe uygundu.

Putin mi gelmeli, biz mi gitmeliydik tartışmalarını bu noktada abes buluyorum. Türkiye itibar siyasetini bırakalı yıllar oldu. Yapılması gereken daha fazla şehit vermemek, göç dalgasını durdurmak ve sığınmacıların ülkelerine dönmeleri için formüller aramaktı. Şimdilik Türkiye bu hedeflerinden hiç birini gerçekleştiremedi. Moskova mutabakatının tek olumlu yanı geçici bir ateşkesin sağlanmış olmasıdır. Onun dışında Türkiye hiç bir tezini kabul ettirememiştir. Ateşkesin de ne kadar süreceği meçhuldür. Suriye Milli ordusu mütecanis değil, içinde farklı Suriye tasavvurları olan bir çok gurup var. Bunları disipline etmek ne dar zorsa, Rejime destek veren unsurlar içindeki gurupları kontrol etmek de o kadar zordur. Yani bozulmaya gebe bir ateşkes ilan edildi. Temel meselelerde uzlaşma yoksa ateşkesi uzun süre devam ettirmek mümkün değildir. Bu bakımdan bu ateşkesin devam etmesi isteniyorsa temel meselelerde uzlaşma aranmalı, iki tarafın hassasiyetlerini karşılayan bir formül bulunmalıdır.

Diğer yandan sınır kapılarının açılması ile birlikte sığınmacılara dönük ensar/muhacirin siyaseti de çökmüştür. Bu sadece dini kavramlarla toplumsal tepkileri kontrol etmek için bulunmuş bir yoldu. Şimdi o politikayı savunanlar muhacirin dedikleri insanları Avrupa'ya doğru itekliyor. Aslında o siyaseti güdenler de o politikaya inanmıyorlardı. Ancak hatalarını örtecek, toplumsal tepkileri azaltacak başka bir yol da bulamamışlardı. Şimdi Suriyeliler Batı'ya yönlendirilirken kimsenin aklına hani biz ensar onlar muhacirindi sorusu gelmiyor. Çünkü davranışlarımızı etki-tepki mekanizması dbelirliyor, ölçülerimizi, değerlerimizi kaybettik. Suriyelilerin böyle kitleler halinde kabul edilmesi yanlıştı, şimdi de böyle duygusuz, hissiz bir şekilde kullanılmaları başka bir yanlıştır. Suriye politikası yanlış başladı, yanlış gitti, hala da yanlış gidiyor. Tek adam düzenini kontrol eden mekanizmalar olsaydı kimse böyle hesapsız/kitapsız bir operasyona cesaret edemez, hesap verme korkusu ile daha temkinli hareket ederdi. Kontrol bitti, keyfilik başladı. İnşallah ateşkesten sonra temel konularda da bir uzlaşma sağlanır da daha büyük bedeller ödemek zorunda kalmayız.

irfannsonmez@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
18Ekm

Sorun inşası

14Ekm

Yeni bir Öcalan oyunu mu?

10Ekm
04Ekm

Muhalefetsiz siyasetin sonu

04Ekm