Türk milliyetçiliğini böyle itibarsızlaştırılıyor


Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, dün Cuma namazına giderken evinin önünde saldırıya uğradı.

Saldırgan gruptan bir  kişi silahla Özdağ'ın şoförünü etkisizleştirirken, diğer dört kişi sopa ve silah kabzaları ile Özdağ'a saldırıyor. Özdağ eyvallah etmeyip, karşılık verdiğinden de uzun bir boğuşma yaşanıyor, saldırganlar Özdağ'ı yıkamayacaklarını anlayınca  da bırakıp kaçıyorlar.

Olay nereden bakılırsa bakılsın organize ve önceden düşünülmüş bir eylem. Aynı gün Türkgün gazetesinden işi gücü jurnalcilik olan biri Özdağ'ı hedef göstermiş,saldırının sinyallerini vermişti.

Adres belli, kimse Bahçeli'yi eleştirmesin, kimse konuşmasın istiyorlar. Korku yayarak muhalefeti susturmak, ülkede bir baskı rejimi kurmak istiyorlar.

Siyaset sözle yapılır, düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığı yerde siyaset de olmaz. Her siyasetçi eleştirilir, hele bizim gibi duruş istikrarının olmadığı, dün söylediklerini bir gün sonra inkar edenlerin olduğu bir yerde daha çok eleştirilir. Konuşmayan bir toplum problemlerini çözemez. Söyleyecek sözü, verecek cevabı olmayanlar şiddete başvurur. Özdağ'a yapılan saldırı da bunun ifadesi.

Şunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim, Özdağ, o gençleri oraya gönderenlerden daha ülkücü. Muhsin Kahya, Ünal Karaosmanoğlu ve arkadaşlarının tahliyesinde onun ve Ali Uzunırmak'ın nasıl çalıştıklarını biliyorum. Özdağ, AKP içinde ülkücüleri kayırıyor diye çok eleştiri aldı. O Özdağ, dün ülkücülük/milliyetçilik şemsiyesi altında yürüyen ama aslında hiçbir ülküsü olmayan çocukların saldırısına uğradı.

Türk milliyetçiliği niye iktidar olamadı, niye olamıyor sorusunun cevabı da bu tavırlarda yatıyor. Birbirine bile tahammül edemeyen, milliyetçiliği bir kişinin nefsine teslimiyette bulan insanlara vatandaş niye güvensin, hangi gerekçelerle iktidarı versin. İnsanımızı birbirine kırdıranlar en büyük kötülüğü Türk Milliyetçiliğine yapıyorlar. Hareketi dövüştüre dövüştüre dağıtıp küçülttüler. Daha önce de yazmıştım, ülkücüyü ülkücüye kırdıranlar hangi makamda olurlarsa olsunlar ülkücünün ve ülkücülüğün düşmanıdırlar. Milliyetçilik bir parti ile kaim değildir, parti politikaları ile de sınırlandırılamaz. Kaldı ki ülkücü olsun olmasın kimse farklı düşüncelerinden dolayı muaheze edilemez. Allahın Kitabı, Peygamberin risaleti dışında herkes ve her şey eleştirilebilir. Eleştirilmemek putlaştırılmaktır.

Bizim kuşak korku ve ölüm duvarını onlarca defa aşmış bir kuşak. Korkutarak, saldırarak Özdağ ve benzerlerini sindirebileceğini düşünen varsa yanılıyor. Bu ülke için söylenmesi gereken doğrular ucu kime dokunursa dokunsun  söylenmeye devam edilecek. Bugün bazıları görmek istemese de, atılan her yumruk, kurulan her tuzak aslında Türk milliyetçiliğinin önünü kesmek için yapılıyor. Geçmişte biz dövüştük başkaları iktidar oldu, şimdi yine dövüştürülüyoruz yine başkaları saltanat sürecek. Toplum, kavgacı siyasetçilerden hazzetmez, ucunun kendine dokunacağını düşünür, onlara yetki vermez. Zaten bütün bu eylem ve  saldırlar da bunun için. Özdağ'a geçmiş olsun dileklerimi sunuyor, ülkücülüğü çakallığa evirmeye çalışanları da kınıyorum.

AHMET TEVFİK OZAN'IN ARDINDAN

Dün bir ülkü  devi ve ahlak abidesini kaybettik. Ahmet Tevfik Ozan, bu hareketin parmakla gösterilen örnek şahsiyetlerinden biriydi. Kırşehir ve Kayseri cezaevinden yazdığı şiirler bir dönem elden ele dilden dile dolaşırdı. Hareketin ilk mahkumlarından biriydi. Tıp Fakültesinde karıştığı bir olaydan dolayı 5 yılın üzerinde hapis yattı. Mahkemede onun- ülkücü yalan söylemez- diyerek suçunu sahiplenmesi hala arkadaş ortamlarında anlatılır durur. Tam bir gönül adamı ve dervişti. 68 yıllık ömründe herhangi bir kişiyi kırdığını veya kem söz söylediğini sanmıyorum. Allah -vatan diyeni severdi, inanmış bir mümindi. Çok güzel hapishane hatıraları vardı, bir araya geldiğimizde anlatır, bizi gülmekten kırar, geçirirdi. Hazırlamakta olduğum bir kitap için sözleşmiş, ama bir türlü bir araya gelememiştik. Ancak o hatıralar hafızamda duruyor, inşallah nasip olursa yazıp bitireceğim. Bu hatıralarının biri yüzünden Doğu Perinçek şikayet etmiş, Ahmet Tevfik Ozan'dan tazminat almıştı. Cenazesinde her görüşten insanın olması, hemen herkesin ondan sevgi ve sitayişle bahsetmesi barış ve sevgi dilinin insanları nasıl bir araya getirdiğini gösteriyordu. Siyaset dilinin de böyle olması gerekiyor. Onun birçok şiirini sevdim ama herhalde beni en çok etkileyen şehit Metin Olgaç için yazdığı şiirdi. Olgaç hapishaneden tahliye olmuş, Batman'da şehit edilmişti. O şiirle yazıyı noktalamak istiyorum, ruhu şad, mekanı cennet olsun.

BİR METİN OLGAÇ DEĞİL

Yarı Açık Cezaevi, Kayseri..

Toprak tozlu, sıcak; Erciyes’te kar! …

Bir kilim sermiştik, volta yoluna..

Ve sen ne demiştin: ‘‘Ölüme kadar! …’’

Mapusane görmüş, saçların; kısa…

Olmasa şu ölüm, ya duyulmasa! …

Silvan ne, Batman ne, Mardin neresi?

Olmasa şu ölüm, ya duyulmasa! …

‘‘Şimdi nerelerde salınır atın..

Hangi kanatlarla, akar gidersin? !

Bir ışıktan çizgi, ardında kalan..

Gönül gönül yakar; tozar gidersin! …’’

Yarı Açık Cezaevi, Kayseri..

Toprak tozlu,sıcak; Erciyes’te kar! …

Bir kilim sermiştik, volta yoluna..

Ve sen ne demiştin: ‘‘Ölüme kadar! …’’

irfannsonmez@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI